Advertisement

Kaçak E Kitap 14. Bölüm - Koğuş

Koğuş


Öğrendiğim son gerçekle kaçtığım yerin aslında yetimhane olmadığı gün yüzüne çıkmıştı. Gerçi oraya yetimhaneye denemezdi. Koğuş, semtin en uzak durulası yeriydi. Sadece dayak yediğim ve aç kaldığım günlerden ibaretti. Genellikle gün ışığıyla çalışmaya başlar, güneş batarken ise koğuşun derinliklerine inerdiniz. Koridora dizilen ranzalar, ranzalara dizilmiş irili ufaklı çocuklar.

6 sene önce Koğuş’tan kaçmıştım. Bulduğum ilk fırsatı değerlendirip ardıma bile bakmadan yoluma devam etmiştim. 

Öyle bir yere nasıl girmiştim ya da beni kim oraya atmıştı bilmiyorum, öğrendiğim tek şey karnım doysun istiyorsam verilen tüm işleri yapmalıydım. Ayakkabı boyamak, hırsızlık yapmak, dosya dizmek, saç kesmek, çöp ayrıştırmak. Aklıma gelmeyen daha onlarca işle liste uzayıp giderdi. 

Şimdi birdenbire oraya geri dönüyordum. Kaçtığımı sandığım yere başından beri bağlıydım, bu bağın koptuğunu sanmıştım. Aksine güçlenmişti. O kadar güçlenmişti ki arkadaşım sandığım bir insan benim yüzümden öldürülmüştü. Bense dünyaya bencilce bir hırsla sıkı sıkıya tutunmaya devam ediyordum. Çünkü hayatta kalmak uzun bir süredir tek amacımdı. Bunun için en önemli kural tehlikeden uzak durmaktı. Kavga eden birilerini mi gördün yolunu çevir, bir zorba ile mi karşılaştın görmezden gel ya da boyun eğ, bir hırsız paranı almak için yolunu mu kesti cebindeki tüm parayı ver. Bu senaryoların hepsinin onlarca farklı sonu olabileceğini tahmin edebilirsiniz. Hırsız elinde olanla yetinmeyebilir, zorba gitmene izin vermeyebilir. Kendimi bu konularda çok akıllı sayardım. Çoğunlukla tek başıma kaldım insan biriktirmedim, biraz para dışında sahip olduğum tek şey bu sakin yalnızlığımdı. Ama artık ondan da mahrumdum. 

Yalnız kalabilmenin bir lüks olduğunu, zihininiz hiç susmadan konuştuğunda anlayacaksınız. 

Kafa tasımın içinde bir devri alem vardı. Çığlık çığlığa değişen dünyaya, ölümlere ve olup bitenlere karşı öfkeli ve susturamadığım bir ses, bana bir şeyler yapmam için öfkeyle bağırıyordu. 

Ne ara sahile inmiş ve bir tekneye binmiştim? Diyorum ya bu aralar yaptıklarım ya da düşündüklerim tam olarak kontrolümde sayılmaz. Sanki bu bedende benden başka biri daha yaşıyor ve bazen tüm dizginleri eline alıyordu. Teknede sırtımda minik bir çanta cebimde evimin anahtarı, zihnimde şu keyifle anlattıkları kuluçka merkezleri.

Aklı başında olan hiçbir Adalı şehre kolay kolay inmezdi. Tekneler genelde kaçak veya adaya erzak benzeri ihtiyaçları taşımak için kullanılırdı. Adadakiler genelde şehre dönmediği için yaşlı tekneci şehre gitme isteğime karşı pek bir keyiflenmişti. Ne de olsa para getiren ve muhtemelen adaya geri dönemeyecek bir enayi sayılırdım gözünde. 

Şehri zihnimde canlandırmaya çalıştım. O kadar uzun zaman olmuştu ki. Özellikle dünya genelinde bir kaosa dönen anarşizm elle tutulur bir haldeydi. Kolluk kuvvetleri sayıları arttırılmış, teknolojik güvenlik önlemleri alınmıştı. Devletler yerlerini korumak için ellerinden geleni ardlarına koymuyordu.

Deniz minik tekneyi dövüyor, kirli su hastalık dolu bulutları yansıtıyordu. Yolculuk yaklaşık 30 dakika sürdü. Kadıköy sahile çıkıp yolun geri kalanını hızlı adımlarla devam edebilirdim. Eğer hala aynı yerdeyse ki değiştiğini sanmıyordum. Öyle bir çukuru tekrar açmak için onlarca yıl gerekirdi en fazla yirmi dakika içersinde orada olacaktım.

Zihnim olanı biteni gözden geçiriyordu. Balıkçı’nın bahsettiği öfke patlaması sanırım şu an yaşadığım şeydi. Kana susamış bir halde sadece hedefe ulaşmak istiyordum. Ama ne yapacaktım elimden ne gelirdi? Kimdim ki ben? Bunu daha sonra düşünebilirsin dedi içeriden bir yerlerden yükselen umursamaz ses. Kaybedecek neyin var? 

Birkaç dakikanın ardından tenhalaşan sokaklar hedefe yaklaştığımın belirtisiydi. Yeni yeni kararan hava, evsiz insanlar ve sokak satıcıların el arabalarından yayılan kokular dışında sessizlik. Koğuşun izbe ve gereğinden daha fazla kat çıkılmış eski binası görüş alanıma girdiğinde eski hatıralar tekrar can buldu. İnkar etmek istediğim duygular, su yüzüne çıkarken adımlarım sendeler gibi oldu, ama silkelenip devam ettim. Maskemi yüzüme sıkıca yerleştirip etrafa göz gezdirdim, tek tük birkaç kişi dışında etraf boş sayılırdı.

Koğuşa girmek kolaydı asıl mesele oradan ayrılabilmekti.

Bıraktığım gibi harabe halindeydi burası. Yerli yerinden oynayan hiçbir şey yoktu. Çevreye şöyle bir bakabilmek için kapüşonumu başıma geçirip maskemle yüzümü iyice kapattım. Kapıda duran birkaç kişi sigara içip konuşuyordu. 

Kaçtığım zamana nazaran daha sakin bir havası vardı. Belki de çalıştırdıkları çocuk sayısı azalmıştı? Pek emin olmayan adımlarla kirli kaldırımın üzerinde olabildiğince sessiz bir biçimde ilerledim. Etrafta görünür bir güvenlik önlemi yoktu. Koğuşun korunmaya ihtiyacı olmadığından değil, kimse burada çalınacak bir şey olduğuna inanmaz, bu tarz mıntıkadalarda deli deliyi görünce çomağını saklardı. Kapıda dikilen ve çocuk yaşta gözüken iki erkek bir kızdan oluşan grup birbirlerine bir şeyler söyleyip başlarını benden tarafa çevirdiler. Korkuyla irkildim. Hemen sonra beni ıskalayıp bina duvarını aydınlatan bir arabaya baktıklarını fark ettim. Siyah ve camları karartılmış bir sedan araba Koğuş’un arka girişine yanaşıyordu. Az önce bekleyen grup arabanın arkasından hızlıca giderken bu fırsatı değerlendirmek için kaldırımı geçip binaya yöneldim.

Uzun ve gerekli gereksiz bir sürü ıvır zıvırla dolu bir koridor vardı önümde. Dikkat çekmeyecek kadar hızlı adımlarla içeri girdim, koridora dizili kapılara kısa bakışlar atmam içerisinde neler olup bittiğini anlamam için yeterli oluyordu. Çalınan mallardan işe yaramayan kısımlar depolanmıştı, sonrasında onlarda satılır duruma getirilecekti. 

Küçük bir kız çocuğu neredeyse kendi boyunda demir bir levhayı odalardan birine sürüklerken beni fark etti, ama bu işini yarıda bırakması için yeterli bir neden değildi. Gündüzleri ve geceleri sürekli izlendiğiniz bir çalışma kampıydı burası. Kamera sistemi hiç olmamıştı. Ama kaytardığınız an mutlaka nereden geldiğini anlamadığınız bir çırak tarafından cezalandırılırdınız. İn, kameralara neden ihtiyaç duymadıklarının bir göstergesiydi. İnsanüstü güçleri ile güçsüz olan insanları kendi çıkarları için kullanıyorlardı. Sebepsiz yere işi durdurmanızın farklı cezaları vardı, göze alabiliyorsanız durabilir sonrasında ise cezalarınızla sabahlayabilirdiniz. Kız levhayı odaya sürüklerken gözden kayboldu, koridor sonunda yer alan merdivenlere o geri gelmeden önce koşarcasına çıktım. 

Tam o esnada aslında arka girişe açılan yangın merdiveninin kapısı açılmıştı. Birisi sanırım bir kızdı, bir adamın kucağında hareketsiz bir biçimde taşınıyordu. Kolları ve bacakları sanki ölmüşçesine havada sallanıyor, geriye düşen başı yüzüne çekilmiş maskeden dolayı gözükmüyordu. Adam arkasından gelenlere malzemeleri taşımalarını söyledi ve kızı taşıyarak merdiven altında gözden kayboldu. 

Adamı takip etmek istesemde arkasından devam eden grup bunu engellemişti. Koğuşa gelmemim nedeni dosyaların yer aldığı oda hala yerinde mi görmek istememdi. Orada herkese ait bilgiler yer alırdı. Küçük küçük onlarca kutu koca bir duvara altlı üstlü dizilmiş Koğuş’ta yaşayan herkese ait evraklar tutuluyordu. Kilitsiz bir kapının ardından bunca bilgi neden koyulduğunu o zaman anlamamıştım ama şimdi tahmin edebiliyordum. Burada yaşayan bir çocuk o evrakları merak etmek için bir sebepe ihtiyaç duymuyordu. Hayatla olan bağı kesilmişti, umutsuz hissediyordu, sadece karnını doyurmak için robotlaşan bir düzeni yerine getiriyordu. Hem gidip o evraklara bakıp nereden geldiğini görse ne değişecekti? Kendisini buraya gönderen ailesini arayıp bulacak hesap mı soracaktı? Kim olduğunuzla ilgilenebilmeniz birer lükstü. Sadece bir ad verdiğiniz ve gerisini boş verdiğiniz bu çocuklar gelecekle alakalı ne tarz bir hayal kurabilirdi ki? 

Ben kendimi bir istisna sanmıştım. Oysa Balıkçı’dan öğrendiğim şey sadece bir planın parçası olduğumdu. Çocukken bu odaya girmemi sağlayan, buraya ait olmadığımı düşündüren, tekneyi ayarlayan, evi bulan, Perçem’i yanıma bir süs balığı gibi gönderen baştan beri İn’di! Ben sadece bir piyon gibi onların yönlendirmesine göre hareket etmiştim. Şimdi buraya gelmemim nedeni bu zinciri kırabilmekti. Ada madem ki kuluçkalar ve melezler için korunaklı bir kozaydı bu kozada ölümü bekleyen kaç tane daha insan vardı öğrenecektim. Bunu öğrenebilmem için dosyaları görmem yeterli olacaktı. Ada gibi küçük bir yerde herkes birbirini tanırdı. Sonrasında ne yapacağıma henüz karar vermemiştim ama bunu düşünecek kadar vaktim yoktu. Tamamıyla İn’e ait olmadan önce bir şeyler için harekete geçmeliydim.


Kaçak 1. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 2. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 3. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 4. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 5. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 6. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 7. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 8. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 9. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 10. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 11. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 12. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 13. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 14. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 15. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 16. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 17. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 18. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 19. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 20. Bölüm - Okumak için Tıkla


Yorum Gönder

0 Yorumlar