Advertisement

Kaçak E Kitap 12. Bölüm - Kulukça

 


Kuluçka


İnsan acısını nasıl yaşar?

Oturup ağlar, bir şeyleri kırar ya da iyileşene kadar uyur? 

Bilemiyorum ben kılımı kıpırdatacak enerjiyi bile bulamıyordum. Eve kendimi sürüyerek gelmiş yatağa çıkamadan salondaki koltukta uyuyakalmıştım. Uyku boyunca gördüğüm tek bir şey vardı: Kanla sırılsıklam olmuş yarım bir yüz.

***

Baygınlığa benzer uykudan uyandığımda ayaklarım beni mezarlığa götürmüştü. Henüz toprağı nemli olan iki mezar vardı. Elena hanım ve Perçem. Mezarı görene kadar hiçbir şey tam anlamıyla gerçek gelmemişti. Hayatımda daha önce birini kaybetmemiştim. Kendimi bildim bileli ne bir annem ne de babam olmuştu. Bu hayata başlamam için birileri beni alıp bu adaya koymuş gibi geliyordu. İlk defa bu kadar yakından tanıdığım birinin ölümüne şahit olmuştum. Ona bunu yapanlar ise tıpkı diğerlerine yaptıkları gibi bir ceza almadan hayatlarına devam edeceklerdi. 

Perçem neden ölmüştü?

Neden kaybolmuştu?

Göl’e beni nasıl çağırmıştı?

“Bugün erkencisin?” dedi Balıkçı. Her nerde olursam olayım orayı biliyor olması sinirlerime dokunuyordu. Benim yerimi bildiği gibi diğerlerinin yerlerinden de haberdar olmalıydı. Ama kimsenin başına gelecekleri engellemiyordu. Bir tür kural mıydı bu da? Yoksa sadece canı istemediği için miydi?

“Hadi” dedi “İn’e geri dönmelisin”

“Perçem’in neden öldürüldüğünü biliyor musun?” dedim. Beni duymazdan gelerek mezarlıktaki patikayı takip ederek yürümeye başlamıştı. Onun arkasından devam ederek sorularımı sıralamaya başladım. 

“Göl, tam olarak ne? Neden oradaydım?” Sessizlik. “Bana cevap vermelisin. Burada birisi öldü ve tek yaptığın susmak!”

“Adada her zaman birileri ölür Asya. Sırf tanıdığın biri öldü diye adalet arayışına girmem çok da erdemli bir hareket sayılmaz”

“Erdem mi?” dedim şaşkınlıkla. “Ben erdemli falan değilim, ben…” derin bir nefes aldım. “korkağın tekiyim. İstediğim şey adalet bile değil, nedenini bilmek istiyorum, neden oradaydı neden beni çağırdı neden o haldeydi” İşte bu kadar aşağılık bir varlıktım. Perçem’in ölümünden ziyade nedenini bilmek göl ile olan bağlantıyı çözmeye çalışıyordum. İntikam, adalet, erdem yapmaya çalıştığım bu şey bu kelimelerden herhangi biri ile ilişkili miydi? Yoksa her zamanki gibi fazla mı bencildim? 

Balıkçı omzunun üzerinden döndü. “Şu an da olduğu gibi ani duygu değişimleri, öfke patlamaları ve sinir krizleri geçirebilirsin. Bu yüzden yakınında kimsenin olmamasına dikkat et. Zihnin, ruhun ve bedenin bir bütün olarak değişiyor, İn’den kafana göre çıkmasaydın süreç konusunda bilgi sahibi olabilirdin. Hislerin her zamankinden daha güçlü olduğu için acıyı, yokluğu veya bunun benzer duyguları daha şiddetli yaşıyorsun. Bu yüzden kurallara uy ve sana söylenilenden fazlasını yapma” dedi.

Şiddetli. 

Her zamankinden daha yoğun.

İyi de ben her zamanki halimin neler hissettiğine dair çoktan yabancılaşmıştım. Ben kendime ait duygulara yabancıydım. Sanki her şeye bir kabuğun içinden bakmış, sever gibi yapmış, iyi gibi davranmış, kendimle beraber diğerlerini de kandırmıştım. 

Balıkçı’nın eşliğinde tekrardan İn’deydim. Şu yeniden dirilme olayının ancak bu fenerlerle kaplı mağaracıklarda olduğunu söylemişti Balıkçı.

Göl ile alakalı sorularıma cevap veren o yüz yine buradaydı. İsmini bilmiyordum. Balıkçı kısa bir selamlaşma ardından “Duygu kontrolünde sorun yaşıyor” dedi. “Eğitimden sonra kendisine eşlik edilmeli” 

Adam ruhsuzca başını eğip emre itaat ederken “Kendisini eve kadar götüreceğimden emin olabilirsiniz” demişti, Balıkçı gittikten sonra bana içeriye kadar eşlik etti. 

Gözleri her hareketimdeydi. Rahatsızlık hissi had safhadayken “Kendime ya da bir başkasına zarar vermeyeceğim” dedim.

“Bilemezsiniz” dedi. “Dün İn’in terk ettiğiniz sırada bir melez bir diğer meleze saldırdı. Kapıların ona nasıl bir görüntü sunduğunu bilemiyoruz ama karşısına çıkan, canlı olan her şeyi yok etme ihtiyacı ile doluydu. O yüzden dürtülerinizi küçümsemeyin. Buradayken göreceğiniz şeyler ne tam olarak bir illüzyon ne de tam anlamıyla bir gerçekten ibaret”

“Ne kadar süre devam edecek?” dedim, etrafta benim gibi merakla bekleyen diğer insanları süzüyorken. Neredeyse hepsinin yanında benim başıma dikildiği gibi dikilen bir gözcü bulunuyordu. Birbirimizle konuşmamamız ve temas etmememiz için bir duvar gibi dikiliyorlardı.

“Sandığınız kadar uzun değil. Bu son olacak, kuluçkadan sonra her şey daha da hızlanır”

“Kuluçka derken?” dedim şaşkınlıkla. Bizleri birer yumurta olarak mı hayal ediyorlardı?

Gözleri belli belirsiz bir şaşkınlıkla aralanırken “Bir tür adak diyebiliriz, ritüellerden pek haberdar değil gibisiniz” dedi. Neyden haberdardım ki?

“Daha fazla açabilir misin?” dedim çaresizlik içinde sorularıma birinin cevap vermesine o kadar açtım ki.

“Önce devam etmelisiniz” dedi. Fenerler şiddetli bir ritimle yanıp sönerken bir adım öteye çekildi. “Sorularınızın cevapları için gitmeniz ve geri gelmeniz gerek”

Elini bana doğru uzattığını gördüm, İn’deki ilk günkü gibi. Askeri bir nizamda dizildiğimiz o an gözlerimin önünde canlandı. O zaman da karşımdaki kişi o olduğunu anladım! Kolu bir ok gibi dümdüz bir biçimde avını nişan almıştı. Kolundan ayrılan karartı her neyse bir şimşek gibi bedenime çarparken acıyla karardı görüşüm. 

Sinir uçlarıma yayılan yoğun bir elektrik akımı vardı. Bir şok cihazıyla vurulmaya benziyordu. Çocukken yaptığım aptalca bir hata yüzünden elektrik akımına kapılmıştım, koğuştaki bir çocuğun koluma tahta bir cetvelle vurmayı akıl etmesi ile paçayı kurtarmıştım. Bu o anki acının kat ve kat üstündeydi. 

Görüntüler bir film şeridi gibi kayıp gidiyor. Hayatımla alakalı anlar geçip gidiyordu. Siliniyor gibiydi. Tutmaya, anılara tutunmaya çalıştım. Zamansızlık kavramı tarafından çepeçevre sarılırken koğuş canlandı gözlerimde. Oradan kaçtığım gece ve ondan öncesi. Çocukken atılan dayaklar, aç yatılan geceler, uzun süre uykusuz geçen günler… Kendi yansımam bir aynadan bana bakıyordu. 

Gözlerimi açıp kapıyorum ve karşımda gözcü var. 

Burası kesinlikle insanın acizliği ile dalga geçiyordu. Allak bullak bir halde bu kadar çabuk geri gelişime anlam vermeye çalışıyordum. 

Ya da karşımdakine sorularımı yöneltecek bu fırsatı değerlendirmeliydim.“Adın…” dedim “Adın nedir?” 

“Bir ada ihtiyacım yok” dedi. Anlamadım?

“Bir şeyleri isimlendirmek insanların huyu. İn’de kimsenin bir ismi yoktur. Melezler ile Ruh’lar arasındaki fark buradan geliyor. 

İnsanı geleneklerle büyüdüğünüz için onları terk etmeniz, bir o kadar zor ve anlamsız gelecektir. Ama alışırsınız. Birilerini çağırmak için seslenmeniz gerekmediğinde ne demek istediğimi anlayacaksınız” Bundan pek emin değilim. 

“Kuluçka diyordun? Ne olduğunu açıklayacak mısın?” 

“Tabii, ama artık buradan ayrılmamız gerekiyor” 

Mağarayı terk ederken konuşmaya devam etti. “Eve döndüğünüzde bolca uyumalı ve insanlardan uzak durmalısınız” reçetesini yazan bir doktor misali davranıyordu, sadece başımla onay verebildim. Çok sıradan şeyler yaşıyormuşum gibi, her şeye alışılır hem de hemen alışılır tavırları sinir bozucuydu. 

“Adak verildikten ve kurban edilen beden kabul edildikten sonra çember tamamlanır. Çember üç aşamalı bir ritüeli temsil eder. İlk adım Sorgu’dan geçmeniz istenir hayatta kalmayı başarırsanız, ikinci adım olan kapıya ulaşırsınız. Kapıdan her geri gelişiniz zaman algınızı ve bedeninizle ruhunuzun uyumunu sağlar ve kuluçka sürecini başlatır. Üçüncü adım ise yeni bir hayat için başka bir hayatın sunulması gerekir. Adak adandıktan sonra artık çember tamamlanır. Bundan sonrası zihninizin yeni olasılıklara uyanması için eğitilmesi yeterli olacaktır”

Konuşmaya devam ediyordu ama kulağımda çınlayan kelimeler yüzünden odaklanamıyordum. Dayanamayarak bağırırken buldum kendimi. 

“Kuluçka dediğin şeyin kurban edilen bir insan olduğunu mu söylüyorsun?”

“Evet, elbette”

Elbette? 

“Bir insan bunu nasıl kabul eder?” Gözlerimi gözlerine dikmiş bir vaziyetteyken tatsız gerçek bir kez daha oradaydı. 

“Öylece..birisini seçip alıyorsunuz”

“Çoğunlukla durumdan haberleri olur, vakit yaklaştıkça kaçmaya ya da tam tersi ölmeye gelenlerle karşılaşırız”

“Nasıl?” dedim. Dehşet kılcal damarlarıma kadar işliyordu.

“Binlerce yıldır varolan bir kural. Yeni bir hayata karşılık sunulan başka bir hayat. Bu aileler yüz yılardır Ruh’lara hizmet veriyor, buna karşılık ödüllendirildiklerinden şüpheniz olmasın” Ödül almak için içlerinden birini mi kurban ediyorlardı. 

“Ben..böyle bir şey yapamam” dedim dehşetle. “Başka birinin hayatını kendiminkine karşılık alamam, mümkün deği!”

Uzanıp sol elimi tuttu. Avucu avucumun içine otururken “Emin misiniz?” dedi. “çoktan kabul etmişsiniz” 

“Neden bahsediyorsun sen?” 

“Hayat Çemberi’nin tamamlandığını söylemiştim size, çember ancak kurban verilip, kabul edildiği zaman tamamlanabilir” 

“Kim..” yutkunmakta zorlanıyordum. 

“Hayır” dedim çaresizce bu düşündüğüm şey olabilir miydi? 

Perçem’in neden seni son anına çağırdığını biliyorsun artık. 

Bu bilgi onun hiçbir işine yaramaz, yaramayacak ama sen içten içe çürüyeceksin. 

Aradığın cevabı buldun Asya!

Kaçak 1. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 2. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 3. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 4. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 5. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 6. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 7. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 8. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 9. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 10. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 11. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 12. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 13. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 14. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 15. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 16. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 17. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 18. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 19. Bölüm - Okumak için Tıkla

Kaçak 20. Bölüm - Okumak için Tıkla


Yorum Gönder

0 Yorumlar